|
Atatürk ve Yabancı Dil Üzerine
Atatürk'ün
Yabancı dil politikası üzerine görüşler.
Ali
Osman Öztürk
Yabancı dil gerekli midir? Evet. Peki, yabancı dil öğretiminde başarılı
mıyız? Hayır. Atalar ne diyor? “Bir dil bir insan, iki dil iki
insan”. Biz buna inanıyor muyuz? Hayır. Nerden belli?
Halimizden. İnansak böyle olur muydu? Hayır.
Yabancı dilde başarısızlık herkesçe bilinen bir şey ve bundan
yakınmanın sorunu çözdüğü söylenemez. ‘Dert ortaklığı değil,
çözüm ortaklığı yapalım’ diyordu bir arkadaşımız(1). Çok güzel
ifade edilmiş ve hepimize rehberlik etmesi gereken özlü bir söz.
Peki, neden başarısızız? Nedeni bilirsek, çözümü de buluruz. Bilimsel
düşünce bunu diyor. Ders mi az, öğretmen mi yetersiz, öğrenciler
mi tembel, istek mi yok yoksa öğrendiklerimizi mi kullanmıyoruz?
Kanımca bu sayılanların hepsi yanlış, en sondaki doğrudur. Bizde az ya
da çok hepsi var, yalnızca “öğrenileni kullanma becerisi” eksik.
Tıpkı aldığınız sürücü belgesinin kullanılmadıkça Size bir
yararı olmaması, bildiklerinizi gittikçe unutmanız gibi.
Biz edindiğimiz bilgileri kullanmıyoruz. Nasıl Türkçe bilgimiz
kitap, gazete okumadığımız için yetersiz ise, öğrendiğimiz dili
de yazıldığı kitap, dergi ve gazetelerden okuyarak
geliştirmiyoruz. Gelişmeyen dil ne yazık ki geriliyor,
unutuluyor.
Mustafa Kemal Atatürk’ün yabancı dile bakışı hakkında daha önceden
muhakkak bir şeyler duymuş ya da okumuşsunuzdur (2). Ben burada
okuduğum ve benimsediğim bazı görüşlerden hareketle çıkarımlarda
bulunacağım.
Atatürk yabancı dil bilirdi: Bildiği diller Fransızca ve Almanca idi.
1910 yılında Fransa’ya gitmiş, manevralara katılmış; 1917
yılında da Almanya’ya gidip, cephede incelemelerde bulunmuştur.
Anıt Kabir müzesinde onun okuduğu yabancı kitapları ve önemli
bulduğu için altını çizdiği yerleri görebilirsiniz (3).
Atatürk’ün eğitim üzerine onca özlü sözünün varlığını hepimiz
biliyoruz. Acaba yabancı dil eğitimi konusunda Atatürk ne
düşünmektedir? Bunun için fazla uzun araştırmaya gerek yoktur.
Yaptıklarına bakmak yeterli olacaktır.
Örn. “Ankara Üniversitesi’nin fakülte olarak kurulan (1935) ilk
yükseköğretim kurumu olan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Büyük
Önderimiz’in adını koyduğu ve özel bir misyon yüklediği bir
bilim merkezidir. Mustafa Kemal Atatürk Fakültemizin kurulmasını
önerirken, çağdaş Türkiye’nin yapacağı atılımda hem ulusal
bilincin gelişmesi, hem de özgür düşünceli bireylerin
yetişebilmesi için, Türk dilinin, Türk tarihinin ve Türk
kültürünün derinliğine araştırılmasının en başta gelen koşul
olduğuna inanıyordu.” (4)
“Yabancı dillerin öğretimi” amacıyla Dil ve Tarih-Coğrafya
Fakültesi’nin “Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümleri”
kurulurken; “Tarih ve Türkoloji” bilimlerine yardımcı olmak
amaçlanmıştır; “Yabancı Dil ve edebiyat bilimleri, temelde
kültürler arası iletişimi sağlamakla yükümlüdür. Bir yabancı
dile ve onun edebiyatına bilimsel yaklaşım, kazanılan metod
bilgisi ve bilim kavramlarıyla ana dile yönelmeyi sağlıyorsa,
asıl işlevini gerçekleştirmiş demektir.” (5)
Atatürk’ün o halde yabancı dil öğrenimini önemsediği, ancak bunu kendi
ulusal yararlarımız doğrultusunda kullanılmasını gerekli gördüğü
ortadadır. Nitekim“kendi yaşamının son yıllarında, Alman
baskısından kaçan Yahudi kökenli bilim-insanlarını Türkiye’ye
kabul etmemekle kalmamış, onların bu ülkede görevli oldukları
üçüncü yıldan itibaren derslerini Türkçe olarak vermelerini
zorunlu kılmıştır.” (6)
Buradan anlaşılan ikinci bir gerçek ise, Atatürk’ün hazır yabancı bilim
insanları gelmişken, hazırlık derslerinden sonra yabancı dilde
eğitim yapılması gibi bir düşünce taşımıyor olmasıdır. Derslerin
Türkçe yapılmasını öncelikli gördüğü anlaşılıyor. Ama biz ne
yapmışız? Atatürk’ün de adını taşıyan liselerde yabancı dilde
dersler yapmayı özendirmişiz (7) ve böylece yabancı dilde eğitim
yapan kurumlar çoğalmış. Sanki yabancı dil anadilden çok daha
önemli imiş gibi bir durum yaratmışız. Bu ise Atatürk’ün hiç de
amaçlamadığı bir noktaya getirmiş bizi. Şimdi bunu tartışıyor,
yapılan yanlışı düzeltmek istiyoruz (8).
Oysa derslerin yabancı dilde yapılması yerine, yabancı kaynakları da
kullanmayı/ kullanabilmeyi özendiren, zorunlu kılan bir eğitim
modeli geliştirmeliyiz. Bu model yalnızca öğrenciyi değil aynı
zamanda eğitim yöneticilerini, öğretmenleri ve aileyi de içine
alacak denli kapsamlı olmalıdır.
Bunu yapmazsak zaman içinde hiç geri dönülemez bir noktaya varmamız
işten bile olmayacaktır. Bir kültür ulusu olarak
bağımsızlığımızın ve onurumuzun bir göstergesi olan dilimize hak
ettiği saygıyı ve özeni göstermemiz gereklidir.
“Bir ülkeyi bağımlı kılmanın ilk şartı o ülkenin dilini
kullanılmaz hale getirmektir. Onun için eğitim dilini bağımlı
olacağı ülkenin diliyle yani İngilizce ile yapmalıdır. Eğitim
kurumlarının dilinin İngilizceleştirilmesi bu amaca hizmet
etmektedir. Dil gidince kültür onu takip eder. (Buna kültür
emperyalizmi diyoruz) Peşinden yurtseverlik duyguları yok olur.
Sonuçta ülkemiz kendisini savunamaz duruma gelir ve önce esir
olur, sonra yok olur.” (9)
Üzerinde durmamız gereken bir başka husus da Türk akademisyenlerin
yabancı dilde yayın yapma zorunluluğu. Burada da kanımca gerekli
düzenleme/ düzeltmeler yapılmalı. Her konu ve alanda illaki
yurtdışı yayın aranmamalı. Ancak uluslar arası düzey için başka
ölçütler bulunmalıdır. Maalesef “Akademik yükseltmelerde öne
alınan; “Science Citation Index (SCI)” ve “Social Science
Citation Index (SSCI)”de adı geçen dergilerde yayın yapmayı
öngörenlerin, “bilim evrenseldir” diyerek, aslında ülkemizin
stratejik bilgilerinin yurtdışına hem de bedavaya kaçırılmasına
hizmet ettiklerini fark etmiyoruz ?” (10)
İşin bir de bilimsellik boyutu var: Size şu an Eğitim Fakültesinde
derslere giren Alman Öğretim üyesi Prof. Dr. Otto Holzapfel’le
yaşadığımız bir olayı aktarayım. Birlikte bir makale yazdık ve
yukarıda endeks (AHCI) dergilerinden birine gönderdik: Aldığımız
yanıt şu oldu. “Sizin yazınız bilimsel bir dergide
yayınlanmalıdır.” (11)
O halde listede yer alması, bu dergiyi yeterince bilimsel
yapmaya yetmiyor anlaşılan. Nitekim arkeologlar da bol bol
reklâm metni bulunan bazı popüler dergilerin bu listede yer
aldığını belirtmektedirler.
Bir bilim insanımız şu kaygılarını dile getirir (12):
• Dilini kaybeden ülke kimliğini ve geleceğini de kaybedecektir!
• Dilde özensizlik, dilde yozlaşma anadiline sahip çıkmamakla
gerçekleşmektedir. Türkçenin bilim dili olmadığını öne sürmek
kendi dilini inkâr ve açıkça tembelliktir!
• YÖK yanlış hedef seçmiştir. Akademik yükseltmelerde SCI (Science
Citation Index) ya da SCCI (Social Science Citation Index) neden
seçilmiştir? Neden Türkçe yayınlanan bilimsel eserlere gereken
önem verilmemekte ve üstelik küçümsenmektedir?
• Bilimsel eserde gereken nitelik ve içerik midir? Yoksa çok ve
anlamsız, yararsız ürünler mi? Bunca palavra ve dünyada
insanları hiçbir şekilde etkilemeyecek üretim yerine keşke
sağlam birkaç yeniliğe, devrime, icat ve keşife ulaşabilsek!
• Başkasının diliyle düşünmeye çalışmak, doğrudan o başkasının düşünce
çerçevesini ve altyapısını benimsemek anlamına gelir!
• Bağımsız düşünce, bağımsız dil olmadan olmaz!
• Binlerce yıllık kültür ve özelliklerinden vazgeçme yoluna girmiş
bulunan Türk bilim-insanı, bunu çağdaşlaşmak ve çağdaş
uygarlıkların üstüne çıkabilmek için mi yapmaktadır?
Özetle;
Türkçeyi yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmak, layık olduğu
biçimde araştırılıp geliştirilmesi için onca çabayı göze alan ve
hatta hasta yatağında bile “arkadaşlara selam, dil çalışmalarını
sakın aksatmayın” diyen Atatürk, acaba “yabancı dil eğitimi” ve
“yabancı dilde eğitim” hakkında ne düşünürdü dersiniz? Türk
Ulusu! Çocuklarınıza yabancı dil öğretmeyin, öğretir gibi yapın,
ama sakın öğrettiğinizi kullandırmayın. Kitap okutmayın. Böylece
yabancı dil öğrenemez, kendilerine olan güveni yitirirler! O
zaman muhtaç oldukları kudretin yabancıların damarında akan
kanda olduğunu, yabancı dil öğrenemeyeceklerine göre doğrudan
yabancının dilini benimsemeleri gerektiğini anlarlar! Ne mutlu
Türküm deyip, dilini küçümseyene! Ne mutlu yabancı dilde eğitim
alana!
Böyle mi derdi? Yoksa biz mi onu yanlış anlıyoruz?
Notlar
1) Prof. Dr.
Hülya Yıldırım.11. 04. 2006.
2) Örn.
Prof. Dr. Ayla GÖKMEN: “Atatürk ve Yabancı dil”, U.Ü Eğitim
Fakültesi Dergisi, Cilt: V, Sayı.1, 1990, Bursa.
3) Gürbüz
Tüfekçi: Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar, C.2, T. İş Bankası
Yayınları, Ankara 1985, s. 174 (Bu yapıtın “Yabancı Dillerdeki
Kitaplar” bölümünde 33 yabancı kitaptan örnekler verilmiştir).
Haber için bkz. “Ata'dan okuma dersleri”.
http://www.milliyet.com.tr/2005/05/13/guncel/axgun02.html
4)
Türkiye’de sosyal bilimler alanında seçkin bir yeri bulunan
fakültenin kuruluş yasası TBMM’ce 14 Haziran 1935’de kabul
edilmiş ve karar 22 Haziran 1935 tarih ve 2035 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanmıştır.”
http://www.humanity.ankara.edu.tr/genel_bilgiler.html
5) Prof. Dr.
Gürsel AYTAÇ: “Batı Filolojilerinin Türk Edebiyat Bilimine
Katkısı".
6) Prof. Dr.
İsmail Haluk Gökçora: “Bilim Dili Olarak Türkçe”, Üniversite ve
Toplum, Haziran 2004, Cilt 4, Sayı 2, Sayfa(lar).
7) Örn.
Atatürk Yabancı Dil Ağırlıklı Lisesi
www.gunes.com/2002/10/15/yasam/g7.html
8) Yabancı
dilde eğitimin kaldırılması amacıyla düzenlenen bir kampanya
örneği için bkz.
http://www.bth.org.tr/ydehelilani.htm
9) Mehmet
Sinan Gür:
http://www.izedebiyat.com/yazi.asp?id=4812
10) Prof.
Dr. İsmail Haluk Gökçora: agy.
11)
Merkur-Deutsche Zeıtschrıft Fur Europaısches Denken, Monthly,
Issn: 0026-0096 (Klett-Cotta Verlag, Rotebuhlstrasse 77,
Stuttgart 1, Germany, D-7004 9)
12) Bkz.
Prof. Dr. İsmail Haluk Gökçora, agy.
|