|
Girişimci ve tepkisel insanın farklılıkları nelerdir?
Kalıplaşmış veya gelişmiş insanın kullandıkları diller
ve olaylar karşısında takındıkları tutum, birbirinden
hemen ve kolayca ayırt edilebilir.
Doğan Cüceloğlu, Los Angeles
Dil, düşünme ve diğer insanlarla iletişim kurmak için bir semboller
sistemidir.
Dili insanlar etkili olarak
kullandıkları zaman iç ve dış dünyalarını
isimlendirir ve betimlerler,
belirsiz konuları daha
açık seçik hale getirirler ve iletişim
kurdukları kişileri etkilerler.
Dil hem diğer insanlarla hem de kendimizle
kurduğumuz ilişkilerin temelini
oluşturur. Dil aracılığıyla, kendi düşünce,
duygu ve niyetlerimizi daha açık gözleyebildiğimiz
gibi, bunları diğer insanlara iletme olanağımız da doğar, insan
uygarlığı dil üzerine, dilin getirdiği olanaklar
üzerine kurulmuştur.
Kelimeler ve Semboller
Dış dünya ve iç yaşantılarla ilgili algılamalarımızı
semboller aracılığıyla ifade
ederiz. Dilde sembollere kelime adı verilir.
Kelimeler sözlü ya da yazılı olarak
ifade edilir. Bu semboller bir toplumun
üyeleri tarafından benzer biçimde anlaşıldığı
için iletişim mümkün olabilmektedir.
Dil ve düşünce arasında bir bağ, karşılıklı
bir etkileme vardır. Temiz, açık, iyi
tanımlanmış kelimeler net bir düşünceye
götürdüğü gibi, açık seçik kavramlardan
oluşmuş düşünce açık seçik bir dile götürür,
iki süreç birbirini etkiler, iyi düşünebilmek
için kelime hazinemizin geniş olması, her bir farklı anlam, duygu ve
yaşantıyı
birbirinden fark ettirecek ayrı ayrı, kelimeleri bulundurması gerekir.
Benlik paradigması ve
dil
Gelişmiş
ve Kalıplanmış insan paradigmasının
dilleri farklıdır. Kalıplanmış insan
paradigmasını temel kabul etmiş tepkisel tutum içindeki insanın bu
tutumunu
onun kullandığı dilden anlayabiliriz.
Kalıplanmış insanın acizlik duygusunu
ve kalıplardan öteye geçemeyişini
kullandığı şu tür kelimeler ve ifadeler belirtir:
"Benim yapabileceğim bir şey yok", "ne yapayım, ben böyleyim," "şu
kişiye
çok kızarım" ,"şunu yapmama izin yok," "öyle yapmam gerekiyor, elimden
başka
bir şey gelmez," "yapamam," "öyle yapmak
zorundayım," "ah keşke şöyle olsaydı
da şunu yapabilseydim."
Öte yandan Gelişmiş insan paradigmasını temel kabul etmiş
girişimci tutum içindeki insanın dilinde aşağıdaki türden kelime ve
ifadeleri görürsünüz: "Seçeneklerimizi
gözden geçirelim", 'farklı bir yaklaşım
kullanabilirim", "duygularım bana bağlıdır; istediğim biçimde
denetlerim," "etkili bir davranış seçebilirim," "duruma
uygun bir davranışı seçme yeteneğim
var", "istediğim için öyle yapıyorum, "tercihim
şu; şunu yeğlerim," "yapacağım."
Tepkisel dilin temelinde yatan paradim,
sorumluluğu başkasına
aktarır: "Ben sorumlu
değilim, kendi
yaşamımı ben denetleyemem,"
anlayışı
hakimdir.
Tepkisel dil, Kalıplanmış
insan paradigmasının dilidir. 'Tepkisel dili kullanmayı
sürdüren kişi, tepkisel,
tutumunu, bu tutumun altında yatan benlik paradimini pekiştirir ve bir
süre sonra kendisinin güçsüzlüğüne daha çok inanmaya başlar.
Kişi hangi paradimi benimsemişse, yaşamında,
o paradigmasının geçerli olduğunu
kanıtlayan bir sürü delil bulur.
Sorumluluğu başkasında gören tepkisel dil paradigmasını kendinden
başka her şeyi, diğer insanları, anayıbabayı, toplumu, okulu,
öğretmeni; devleti, doğayı, hatta yıldızları kendi yaşamından sorumlu
tutar. Girişimci tutumu benimsemiş kişi, öncelikle sorumluluğu kendi
düşünce ve duygularının temelinde yatan ilke ve değerlerde görür.
Girişimci tutum sevgi
duygusunun bile kendi girişimi içinde geliştirilebileceğine
inanır. Ona göre sevgi
ve sevme bir davranış türü, bir faaliyettir.
Kendiliğinden olmaz, bu sevgi faaliyetini
ortaya çıkaracak koşulları hazırlamamız,
ortaya çıkarmamız gerekir. Sevmek fiili
hizmet etmeyi, dinlemeyi, empatiyi, takdir
etmeyi, tasvip etmeyi gerektirir. Sevme
bir değerdir ve bu değer seven kişinin davranışlarında
gerçekleştirilir. Girişimci
kişi, değerlere önem verdiği için davranışlarında
bu değeri canlı tutmaya çalışır.
İlgi Çemberi/Etki Çemberi
Bir insanın girişimci tutum içinde mi
yoksa tepkisel tutum içinde mi olduğunu
anlamak için bakılması gereken yönlerden biri de o insanın zaman ve
enerjisini nelere yönelttiğidir. Her insanın ilgilendiği
ve ilgilenmediği olaylar ve insanlar vardır.
Bir insanın ilgilendiği olayların tümünü
kapsayan bir çember düşünün; bu
çembere ilgi çemberi adını verelim. İlgi
çemberi değişik konuları içerebilir: Yurt
içi ve yurt dışı borsa faaliyetleri, uluslararası
parasal antlaşmalar gibi ekonomik
olaylarla ilgili olayları kapsadığı gibi,
yurtta ve dünyanın değişik yörelerindeki
terörist hareketleri, son zamanlarda piyasaya
çıkan Fransız filmlerini, gazete
kağıtlarının fiyatını, Eğitim Bakanlığının takıntılı sınıf geçme hakkı
verişini içerebilir.
Bir kişinin etkileyebileceği, denetimi altında bulunan olayları içeren
bir çember
daha çizebiliriz. Kişinin dişini fırçalaması,
saçını taraması, haftalık ya da
aylık bütçe yapması, tanıdıklarına mektup yazması, ayda bir kitap
okumayı planlaması, bir yabancı dil öğrenmesi gibi
isterse yapabileceği davranışlar bu
çember içine girer. Bu çembere etki
çemberi adını verelim. Kişinin etki çemberi,
genellikle onun
ilgi çemberinden
daha küçüktür, çünkü
kişi ilgilendiği her şeyi etkileyemez.
Bu çemberden hangisine enerji ve dikkatini odaklaştırdığına
göre birey girişimci
ya da tepkisel tutum içinde olur, Girişimci tutumu benimsemiş kişi
yağabileceği, yani etki çemberi içindeki olaylara zaman verir ve
gayret gösterir.
Böyle bir tutum
içinde olan birey yaşamı boyunca
bilgi, beceri ve deneyim yönünden gittikçe
güçleneceğinden, etki alanını genişletir.
Örneğin, yabancı dil bilmeyen biri,
kendi gayreti ile yabancı dil
öğrenerek o dilde yazılı
eserleri okuyabilecek hale
gelir.
Girişimci tutumu benimsemiş kişi etki alanını
genişletir.
Tepkici birey ise etkisi altında olan
olaylarla ilgilendiği olaylar arasında bir
ayırım yapmaz; ilgilendiği her şey üzerinde
enerjisini yoğunlaştırır. Örneğin, yabancı
bir dil öğrenmeye zaman ayırmadığı
ve gayret göstermek aklına hiç gelmediği
halde tüm enerjisini nükleer başlıklı silahların ya da uluslararası
bir siyasal olayın protestosuna verir. Tepkisel tutum içindeki kişinin
bu davranışı onu suçlayıcı, tepkici bir davranış içinde hareket
etmeye götürür. Tepkisel tutum içinde olan kişiler, kendilerini
sürekli dış
koşulların mahkumu olarak, dış güçler
tarafından haksızlığa uğramış mağdur
kişiler olarak görürler. Kendini mağdur gören kişi bu tutum içinde,
kendi yaşamında
yapabileceği olaylara el uzatmaz.
Bu nedenle, tepkisel tutum içinde
olan kişinin etki çemberi yaşamı boyunca
daha da küçülmeye devam eder.
Tepkisel tutum İçinde olan ki kişinin etki çemberi
yaşamı boyunca daha da küçülmeye devam eder.
Birey ilgilendiği, ne var ki etki alanı içinde olmayan olaylara
tepkisel tutum içinde zaman ve enerjisini verdiği zaman, zaten
sınırlı o/an zaman ve enerjisini harcamış olacağından, daha, da
etkisiz hale: gelir. İlgilendiği ve etki yapabileceği olaylarda
ayırım yapmayan, ilgilendiği
olaylara zaman ve enerjisini
harcayan kişinin etkili olma gücü daha
da azalır; etkileme gücü daha da azalan
kişi, kendi yaşamından sorumlu olma
duygusundan daha da uzaklaşır.
Etki çemberinin, İlgi çemberinden daha büyük olduğu durumlarda,
kişinin düşüncel ve duygusal miyopluğu söz konusudur.
Bazı durumlarda mevkii, serveti, rolü,
ilişkilerinden dolayı kişinin etki çemberi,
ilgi çemberinden daha büyük olabilir. Öyle bir ülke düşünün ki bu
ülkenin
yüksek düzeydeki sorumlu yöneticileri, etki alanları içinde olduğu
halde, o ülkede yılda 10 binin üstünde can alan trafik
kazalarına ilgi duymuyor olsunlar. Bu
tür etki çemberinin ilgi çemberinden
daha büyük olduğu durumlarda, kişinin
düşüncel ve duygusal miyopluğu söz konusudur. Böylesine duygusal miyopluk
hem o kişinin hem de o kişinin içinde
bulunduğu toplumun psikolojik yönden pek sağlıklı olmadığına işaret
eder.
Girişimci tutumu benimsemiş, gelişmiş
bir insan paradimi içinde yaşayan
bir kişi kudretlenip mevki sahibi olduğu
zaman ilgi ve etki çemberleri hemen hemen
birbirine denk olur; böyle sağlıklı
sorumluluk duygusu taşıyan bir insanın etki çemberi hiç bir zaman ilgi
alanından
büyük olmaz.
Olayları Denetim Derecemiz
Karşılaştığımız sorunları üç başlık altında
toplayabiliriz:
Doğrudan denetimimiz altında olan
sorunlar:
Bu sorunların temelindeki duygu,
düşünce ve davranışlar doğrudan bizim denetimimiz altındadır.
Dolaylı olarak denetimimiz altında
olan
sorunlar: Bu sorunların temelindeki
duygu, düşünce ve
davranışlar doğrudan bizim
denetimimiz altında değildir, ne var ki bizim ilişki içinde olduğumuz,
kendilerini
etkileyebileceğimiz insanlar
bu olaylara yön verebilirler,
onların denetimi
altındadır.
Denetimimiz dışında olan sorunlar:
Bu sorunların temelindeki duygu, düşünce ve davranışlar ne doğrudan
bizim denetimimiz
altındadır ne de bizim ilişki
içinde olduğumuz, kendilerini etkileyebileceğimiz
insanların, örneğin, geçmişte olan
bitenleri değiştirme gücümüz yoktur.
Gelişmiş
insan paradimini
yaşayan girişimci tutumu
benimsemiş kişi bu sorunlara
şöyle yaklaşır:
1. Doğrudan denetimi altında olan sorunların
çözümünde, o sorunların temelinde
yatan duygu, düşünce ve davranışları
değiştirme sorumluluğunu üzerine
alır; kimseyi suçlamadan ya da
değiştirmeye kalkmadan, kendi davranışını değiştirmeye yönelir.
2. Dolaylı denetimi altında olan sorunlarla
ilgilenirken, "diğerleriyle nasıl etkileşim kurabilirim, en etkili
iletişimi nasıl
gerçekleştirebilirim," sorunu üzerinde
durur. Enerjisini
başkalarını suçlamaya değil, "ilişkilerimizi nasıl iyileştirebilirim”e
harcar. Bu yaklaşım içinde birey,
"başkalarıyla etkili iletişim
nasıl kurarım, ilişkimi
olumlu yönde nasıl geliştirebilirim,"
konusuyla ilgilenerek, kendi iletişim
becerilerin geliştirmeye çabalar.
3. Hiç denetimi altında olmayan sorunları
nasıl algılayıp kabulleneceği ve onlara
nasıl tepkide bulunacağı bireyin denetimi
altındadır. İnsanın sevmediği sorunlarla yaşamasını öğrenmesi
gerekebilir.
Aksi halde geçmişte olan ve denetimimiz dışında bulunan bu sorunlar
güçlenerek
bizi denetlemeye başlar. Amerikalı bir
meslektaşımın ofisinde duvara bir çerçeve
içinde asılı gördüğüm ifade, bu tutumu
iyi belirtiyor: "Allah'ım, değiştirilebilen
ve değişmesi gereken şeyleri değiştirme
cesaret ve kuvvetini; değiştirilemeyecek
şeyleri olduğu gibi kabul etme olgunluğunu
ve ikisi arasındaki farkı anlayabilecek
bilgeliği bana bahşeyle.(1)"
İster
doğrudan, ister dolaylı yoldan denetimimiz
altında yatan ya da tümüyle denetimimizin dışında hangi tür problemle
karşılaşırsak karşılaşalım, atılacak ilk adım
bizim etki çemberimiz içinde yer alıyor.
Girişimci tutumu benimsemiş kişinin
davranışı saldırganlıkla, atılganlıkla,
dobra dobra konuşmakla karıştırılmamalıdır.
Girişimci kişi gerçekçidir, kendi temel
ilkelerini ve bu ilkeler üzerine kurduğu
yaşam ilke ve değerlerini bilir ve o
değerleri davranışında canlı tutar; doğru değerleri yaşamına alır, işe
yaramayanları
atar. Neye gerek olduğunu bilir ve o
gereksinimi kendi değerleri çerçevesinde
karşılamaya girişir.
Davranış ve Sonuçları
Davranışlarımızı seçmekte özgürüz,
ne var ki bu
davranışların sonuçlarını
seçmekte özgür değiliz. Her davranışın kendi doğası icabı, kendine
özgü sonuçları olur.
Kendimizi trenin önüne atabiliriz ama trenin bizi ne derece yaralayacağını
ya da ezeceğini denetleyemeyiz.
Sahtekârlık yapıp yapmama konusunda
seçme özgürlüğümüz vardır ama
sahtekarlık yaptıktan sonra, bu davranışın karakterimizde ve
ilişkimizde yapacağı tahribatı önleyemeyiz. Bu sonuç insan doğasının
zorunlu sonucudur.
Davranışlarımız, temel bazı evrensel ilkelerle
yönetilmektedir. Bu ilkelerle
ahenk içinde yaşamak olumlu, onlara
ters düşen davranışlarda bulunmak
olumsuz sonuçlar doğuracaktır; bunu değiştiremeyiz.
Davranışı seçtiğimiz zaman,
sonucunu da seçmiş oluruz.
Evvelden yapmış olduğumuz hatalar
bizim ilgi çemberimiz
içine girer. Hatalarımızı geri çağırıp, onları değiştirme olanağımız
yoktur. Hatanın hemen farkına
varıp, nereden ve nasıl geldiğini iyice
öğrenmek, bilmek istemek çok önemlidir.
Bu tür gözlemlere temel olan hatalar, başarının temellerini
oluşturur.
IBM'in kurucusu T. J. Watson, "başarı,
hata ve başarısızlığın biraz ilerisinde duran
şeydir,"
demiştir.
Hatasını insan saklayınca ne olur?
Hata daha da önem kazanır ve kuvvetlenir.
Bu hatayı saklamaya neden olan
genellikle bir tür korkudur. Bu korkunun kaynağı daha da kuvvetlenir
ve kişi gücünü
kendini geliştirmeye değil, korktuğu
şeyden korunmaya verir.
Kendini güçlendirmek isteyen kişi, hatasını
görünce hemen kabul eder ve ondan
ders almak için gerekeni yapmaya
yönelir.
Girişimci Tutum ve Kendini
Adama
Kendini adama (commitment) ve söz
vermeler (promises) kişinin etki çemberinin
iki önemli öğesidir. Bireyin kendi
kendine ya da başkalarına verdiği sözlerin
niteliği ve niceliği, onun girişimci tutumu
ne kadar benimseyip benimsemediğinin
belirtileridir.
Kendini adama ve söz verme bireyin
gelişme ve büyümesinin temel araçlarıdır.
Kendinin bilincinde olan ve vicdan
yeteneklerini kullanan kişi kendi zayıf taraflarını,
gelişmesi gereken yönlerinin
ya da yaşamından atılması gereken tutum
ve davranışlarını belirler.
Hayal gücünü ve özgür iradesini kullanıp
bilinci ve vicdanıyla etkileşim kurarak
ant içmeler ve söz vermeler yapar.
Bu ant içmeler ve söz vermeler kuvvetli
bir karakter inşa etmenin, Kalıplanmış, insan paradigmasından
kurtulup
Gelişmiş
insan paradigmasına geçmenin ilk
adımlarıdır.
İki şekilde yaşamımızı denetlemeye
başlayabiliriz:
1) Söz veririz ve
verdiğimiz sözü tutarız;
2) Bir hedef seçeriz ve bu hedefe ulaşmak
için uğraşmaya başlarız.
Bu ikisini ufak çaplarda dahi yapmaya
başlarsak gittikçe
kendimizle bütünleşmeye, kendi
gücümüzün farkına vararak kudret kazanmaya başlarız. Kendimizle
bütünleşip kendi gücümüzün daha çok
farkına vardıkça duygu, düşünüş ve
davranışlarımızı
sahiplenmeye ve yaşamımızdan daha çok sorumluluk almaya
başlarız.
Etkili bir insan olmaya doğru giden yolun
ilk adımı kendi kendine söz verme
ve sözünü tutmadır. Bilgi, beceri ve arzu,
bizim denetimimiz altındadır. Bilgi,
beceri ve arzuyu bir araya getirdik
mi, söz verdiğimiz işleri
mutlaka başarırız.
Önümüzdeki hafta lider ile yönetici
arasındaki farkları ve bu farkların kaynağı
olan paradigmaları inceleyeceğiz.
(1) “Lord, give me tha courage to change the things which can and
ought to be changed, the serenity to accept the things which cannot be
changed, and the wisdom to know the difference.”
|